Hüseyin Habip TAŞKIN |

Hafızalarda kalan önemli olayların ayrıntıları, insanların düşüncesinde canlılığını her zaman korur. Kişi o günleri, yılını unutmak istese de düşüncesinde kayıt altına alınmıştır. Ya onunla mezara gider, ya da o olayı gün yüzüne çıkartarak konuşur. Tarihe not düşürmek için yazıya dökerek, kitaplaştırır. Okuyucusuyla buluşturup, geçmişte yaşanılan olayı tartıştırır, O günleri yaşamayanlar içinde bir belge haline getirmiş olur. Bir yanıyla okuduğu kitapta kendisini konunun içinde bulur. O günü yaşar ve onun zamanındaki yaşamıyla yüzleşmesini sağlar.

Cem Erdeveciler’in “Zamanın Çarkları Arasında” hazırlamış olduğu yeni kitabı 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrasında yaşanılan siyasi açıdan devrimci mücadelede yer alan, karşı olan kesimlerin mücadelesini sosyalist gerçekçi, toplumcu edebiyat anlamında çelişkileri, zıtlıkları, paylaşımları, o günün koşullarında ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan ele alması da kitabın şekillenmesine katkı koymaktadır.

Olaylar. Ufuk, Volkan Selin, Bahar, Meral, Kemal, Ahmet Abi’nin etrafında şekillenir. Bu kişiler romanın asıl kahramanlarıdır. Yön veren betimlemeler, kurgular, karşıtların mücadelesi, çelişkileri, aşkları, kendi ideolojilerini ön planda doğru olarak görüp, kendi bakış açılarıyla şekillendiriyorlardı.

Zamanın durdurulamaz bir nehir gibi aktığı, sokakların sloganlarla bilendiği ve şafağın her sabah kurşuni bir bekleyişle söküldüğü o fırtınalı yıllarda; bir kuşak, ömrünün en bahar dalını memleketin o yangın yeri bağrına siper etti. Bu kitap, tarihin en hırçın diyalektiğinin tam ortasından, cuntanın postal sesleri arasından süzülüp gelen namuslu bir kavgayı ve hiçbir çıkar gözetmeden o fırtınaya göğüs gerenlerin çıplak gerçeğini gözler önüne seriyor. Türkiye’nin o en çalkantılı döneminde, 78 Kuşağı’nın gençleri kendi kaderlerini bu ülkenin kaderiyle mühürlerken; bu anlatı, o direnişin hem umutlu sabahlarını hem de kırılan yanlarını tarihin hafızasına bir nakış gibi işliyor.

​Romanın can alıcı damarları, farklı sınıflardan ve dünyalardan gelip sokağın o sarsılmaz gerçeğinde buluşan ya da karşı karşıya gelen hayatların trajik dengesinde gizlidir:

​Ufuk: Disiplinin, nizamın ve askeri lojmanların gölgesinden, General babası Hikmet Akın’ın tüm engelleme barikatlarına rağmen sıyrılan bir diş hekimliği öğrencisi. O, kurulu düzenin sunduğu tüm ayrıcalıkları elinin tersiyle iterek, emek ve sınıf mücadelesinin en ön safında bedel ödemeyi seçenlerin çelikten iradesidir.

​Kemal: Sınıfsal çelişkinin tam kalbinden gelen bir hatip. Fabrikatör bir babanın ve varlıklı bir ailenin kızından doğan bir saray aristokratı olabilecekken, Basmane amele kahvelerinde ve Diş Hekimliği Fakültesi kantinlerinde bilenen, devrimci bir siyasi hareketin içinde aktif ve sarsılmaz rol üstlenen bir bilinç feneridir.

​Bahar ve Meral: Biri Gültepe’nin kireç boyalı, rutubet kokan bir oda bir salonluk gecekondusundan, diğeri Çimentepe’nin yoksulluğu ve öfkeyi sırtında taşıyan hırçın cephesinden sökülüp gelen iki nehir. Onlar, yokluğun ve fukaralığın içinden filizlenen, namuslu bir kavgayı kalpleriyle emniyete alan Sosyal Bilimler Fakültesi Edebiyat Bölümü öğrencisi ve o mağrur kadın çehreleridir.

​Ahmet Abi: 15-16 Haziran’ın o büyük işçi dalgasından bugünlere, hayatın tüm barikatlarını eşiyle omuz omuza aşarak gelmiş bir deniz feneri. İşçi Derneğinin mihenk taşıdır. Basmane’deki o sahaf dükkânında, sadece devrimci gençleri kucaklamakla kalmaz; sermaye ve emek çelişkisini dükkânındaki kitap kokularına harmanlayarak yeni yetişen zihinlere sınıf bilincinin mayasını fısıldamaya devam eder.

​Volkan: Askeri Hâkim Albay Kudret Karahan’ın gölgesinde büyüyen, Ege Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesinde okuyan bir askeri öğrenci olmakla beraber tüm fakülte, hatta yurt koridorlarında devrimci öğrencileri potansiyel birer suçlu olarak görüp fişleyen, onları nizamın karanlık odalarına ispiyonlayan gölge.

​Selin: İzmir’in köklü, tütün taciri Levanten aileleriyle ortaklıkları olan bir armatörün kızı. Bornova’daki o burjuva dünyasının konforunda, sokağın barut kokan gerçeğinden uzakta, sadece kendi fanusunda yaşayan bir sırça köşk sakini.

​Ege Üniversitesi’nin mermer koridorlarında yolları kesişen bu gençler, cuntanın postalları arasında ezilen bir ülkenin aynasıdır. Kitabı okuduğunuzda, o günleri bizzat yaşayanlar hafızalarının kuytularında kendi gençliklerinin, kaybettikleri yoldaşlarının ve verdikleri kavgaların sarsıcı bir tekrarını bulacaklardır.

​Bir kuşak çok ağır bir bedel ödedi. Kitabı okuduğunuzda bir ağacın gövdesinden ayrılan dallara benzer şekilde konuların içinde yolculuğa çıkacaksınız.

​Şair ve Yazar olan Cem Erdeveciler’e tarihe bir belge olarak kalacak kitabı için teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share with